Tosbagalar
 

Tosbagalar  dnzg 

kayıp kıta mu nun çocukları

Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef'in oğlu olan kişidir." Atatürk 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 133. oturumunda yaptığı konuşmada Türkler'in kökeni hakkında böyle diyordu
http://www.yeniaktuel.com.tr/top116,15@2100.html

bundan tam altı sene önce heyecanla beklediğim kitabı bastılar.. haberi daha önce geldi ama bende aynı etkiyi pek yaratamadı heyecan ile Atatürk ün Anıt kabirde saklanan yazılarının içerisinde büyük bir felaketle yok olan ve Nuh peygamberin gemisininde bu topraklardan kalktığı ileri sürülen gizemli dev kıta...Atatürk o yıllarda Türklerin orta asya ya nereden geldiklerini merak etmekte ve bununla ilgili araştırmalarını sürdürmekteydi.Bu sebeple 1932 yılında tahsin beyi meksika büyükelçiliğne atadı.. Tahsin bey ulaştığı tabletlerde ki bu tabletler kayıp kıta mu nun çocukları, kitabının içinde ayrıntılı Türklerin birçok özelliklerinin aynısına rastladı... dil, din, giyim, ve kullanılan birçok savaş aleti...... maalesef bu raporlar aralarındaki gizli yazışmalar Atatürk vefat ettiğinde gizlenmiş büyük çoğunluğuda Anıt kabirde saklanmıştır..
kitabı okuduğumda çok fazla beklenti içerisine girdiğim için hayal kırıklığına uğradığım kesin.. ne okumak istediğimden bende emin değilim ama tüm yüreğimle bunun gerçekliğine inanıyordum.Atam bende yine hayranlık uyandırmış aklı, zekası gücü ile bir kez daha benim gözlerimi doldurmuştur.. ama daha fazlasını hissediyor daha fazla bilgi olacağına inanıyor ve birçok kağıtlarında bu yüzden saklandığını düşünüyorum....

şimdi yine bunlara dalarsam beni birdaha çıkaramazlar......

Tosbagalar  SadHunter 

Annelik testi

'Dört yaşındaki oğlumla sokakta yürüyordum. Birden eğilip yerde bulduğu bir şeyi ağzına soktu. Ben de o şeyi alıp attım ve bir daha bunu yapmamasını söyledim.
'Neden' diye sordu.
Ben de 'Çünkü o şey yerde idi. Nereden geldiğini bilmiyoruz, bu yüzden de pisti. Senin hastalanmana neden olur' diye cevapladım.
O zaman gözlerini açarak bana baktı ve bütün bunları nereden bildiğimi sordu. 'Eee, bütün anneler bunları bilir. Bunlar 'annelik testi'nde vardır. Eğer anne olacaksan bunları bilmek zorundasın, yoksa olamazsın' dedim.
İki üç dakika sessiz sedasız yürüdük. Sonra yeni bilgisini sindiren oğlum bana döndü ve şöyle dedi: 'Tamam, şimdi anladım. O zaman testten geçemezsen, baba oluyorsun.'
'Aynen öyle' diye cevap verdim yüzümde ve kalbimde bir tebessümle...'

-bir alıntı-

Tosbagalar  AreV 

töre

ab yolundaki turk toplumunun (yani bizim), kanunlarina aykiri toplum kanunlari, daha dogrusu cinayet kilifi, yuz karasi: tore

dicle universitesi tip fakultesi psikiyatri anabilim dalı (allah allaaahh) ogretim uyesi prof. dr. aytekin sir'in (ne is yapiyorsunuz diye sormak isterdim) baskanliginda, guneydogu anadolu'da yapilan anket, halkin yuzde 37'sinin tore cinayetlerini hakli gordugunu ortaya cikardi. kaynak: hurriyet

aci bir gercek bu. hic yasanmamasini, olmamasini hayal etmektense, acaba nasil oluyor, neler hissediliyor diye hayal ettigimiz bir cinayetler silsilesi olduguna inaniyorum. keske bunlari hic dusunmesek. hic yasattirilmasaydi kimseye.

artik bunlari gormek istemiyoruz. skip intro diyoruz. skiptir et gec bunlari artik diyoruz. artik bunlari duymak istemiyoruz.

anketi bile yapilmadan son bir tore cinayeti kilifinda tum bu zihniyetlerin yok edilmesini isterdim. o da bir cinayet sayilirmiydi acaba?

Tosbagalar  AreV 

Skip Intro

uzun zamandir kankylik sarmasdolasligi cercevesinde, tosbaga cetesini bir araya toplamayi dusunulen bir blog planinin hala daha hedefsiz kalmasi kollarimi sivamama, aslinda irfyle yaptigim roportajda "formatimiz formatsizlik olarak belirlenmistir; bizim icin kucuk ama insanlik icin buyuk bir adim olacak" sozleri, beni "bolunlan beni ortadan" nidalariyla gaza getirmistir

kisacik hayatimizda yasadigimiz bazi karasizliklar, pismanliklar, hatalar, yada atlanmasi gereken bazi noktalar, insana hayatinda "skip intro" butonunu aratmiyor degil. keske kucucuk bir buton olsada insan hayatinin kosesinde ve ona basip gereksiz gordugumuz yerleri atlasak

bizler yinede eskiye "introyu gec" dedigimizi farzederekten, yeni formatimiza "skip intro" adini veriyorum.

sik sorulan sorular:

plan ne?
hayatimizda olmamasi gereken, yasamak istemedigimiz, atlanmasi gereken, formaliteden yapilan her seyin burada altini cizecegiz. ornegin, bir devlet dairesinde oradan oraya gonderilmek veya bir sirketin musteri hizmetlerini aradiginda ilk bilgisayarla muhattab edilerek saatlerce bekletilmek. ufak ama sikayet edilen herseye "introyu gec" diyecegiz

bize ne?
tosbagalar olarak insanlik adina bir sey yapacaksak, kucukluk kahramanlarimizin isimleri altinda, komik ve dalga gecerek kahramanlik yapmaya calisacagiz

neden "skip intro"?
ingilizce ya artislik oluyo iste. zaten tam turkceye ceviremedim. introyu gec desem yarim turkce oluyo. bileniniz varsa turkce konussun

bence olmadi, nereden aklina geliyo boyle seyler?
tamam tamam... kapat konuyu gitsin. esti iste yine

Tosbagalar  ctrl+alt+del 

Yaşamak Şakaya Gelmez

Nazım Hikmet Ran'dan yaşamayı sorgulayan farklı bir eser...

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir
sincap
gibi mesala,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani,
bütün
işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derece, öylesine ki, mesala,
kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman
gözlüklerin,
bembeyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem
de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni
buna
zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu
bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile,
mesala,
zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani

ağır bastığından.

Tosbagalar  admin 

Aşk Yasak, Aşk Yapmak Serbest

Nâzım "Bir Küvet Hikayesi" şiirinde anlatır...
Fahire kocasının ihanetini öğrenir. Onu eve çağırır ve "Doğru mu?" diye sorar.
"Evet" der Süleyman...
Rahatlar Fahire... Keser ağlamayı ve ayrıntıya girer:
"- Nerde buluşuyordunuz?
- Bir otelde...
- Beyoğlu tarafında mı?
- Evet.
- Kaç defa?
- Ya üç, ya dört.
- Üç mü, dört mü?
- Bilmiyorum."

Şiirin bir yerinde Nazım o zor soruyu sordurur kadın kahramanına:
"- Çok mu seviyordun?
- Sevmek mi? Hayır...
- Başkaları da var mı?
- Yok."
Bu yanıtı alınca da şöyle der Fahire:
"Bunu sevdin demek... Başkaları da olsaydı daha rahat ederdim..."

Farklı yetiştirilme tarzlarından olsa gerek:
Erkek "Sevse de sevişmesin" derdinde;
Kadın "Sevişse de sevmesin"e razı...
Oysa sevmeden sevişmekle, sevişmeden sevmek aynı sakat doğumun ikizleri değil midir?

Can Dündar'dan...

  Tosbagalar Kaavesi
Tosbaga Ara Web'de ara

powered by FreeFind

Linkler

 
|  Listed on BlogShares  
   page hit counter

Powered by
Limk Tosbagaları